Turgay Megrel, Megrelleri araştırıyor …

Bilinçli olarak geciktirilmiş bir değinme

“1964’te, Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde Lazistan (Tarih, Coğrafya, Etnografya Araştırmaları) özgün başlığıyla yayımlanan kitabın Türkçe çevirisi Lazlar’ın Tarihi adıyla, 1992’de Ant Yayınları tarafından kültür hayatımıza kazandırıldı.

Yayımcı, kitaba olan yoğun ilgiyi şöyle anlatıyordu: ‘Türkiye’de Laz sayısı çok değil. Doğu Karadeniz’de 100 bin kişi ya var ya yoklar. Bu sayıyı dikkate alarak kitabı yayımlarken çok düşündük. Ama sonuç beni şaşırttı. Şimdiye kadar Çerkesler’le, Aleviler’le, Kürtler’le ilgili kitaplar yayımladım. Diyebilirim ki, onların nicel ağırlıklarına rağmen, kendilerine yönelik kitaplara Lazlar kadar ilgi göstermediler. Türkiye’de 20 milyon Alevi var. Alevilik’le ilgili kitaba 100 bin Laz’ın Lazlar’ın Tarihi’ne gösterdiği ilgiyi göstermedi. Türkiye’nin dört bir yanından telefon yağıyor. Birçok yerde adam bürokrat, genel müdür vb. özel şoförünü gönderip kitap aldırıyor. Bu dönem yayıncılıkta kitap siparişi bitti, hele tek kitap siparişi hiç yoktur. Ne var ki, ben Anadolu’nun dört bir yanından aldığım tek kitap siparişinden bezdim.’

Ruşen Çakır kitap hakkındaki duygularını şöyle aktarıyordu: ‘… Bir gece vakti Beyoğlu’ndaki bir sergide, Vanilişi ve Tandilava’nın kitabını gördüm. Kapağında kemençeli bir Laz resmi, arka kapağında ise davul çalan bir Laz genci. Ant yayınlarından çıkan kitabı hemen satın aldım. İstiklal Caddesi’nde okumaya başlayıp, dolmuşta devam ettim. Hem de göstere göstere… yazım ve Türkçe yanlışlarıyla doluydu. Ama tüm bunlar önemine gölge düşürmüyordu. Her geçen gün, kendi diline, kültürüne, tarihine yabancılaşan, uzak düşen bir halkın yeniden kimliğini keşfetmesi için bir kapıyı sonuna kadar açıyordu… Kimliklerinin epey uzağına düşmüş olan Lazlar’ın bir kültürel rönesans yaşayacaklarını söylemek hiç de kahinlik olmayacaktır…’

Trabzon’da Ülkücü Gençlik imzasıyla dağıtılan bildiride ise şunlar yazıyordu:

‘Muhterem Trabzonlular, su uyur düşman uyumaz. Nasıl ki 1800’lü yıllarda İngiltere’deki Başpapazlık’a (?) bağlı bir papaz (?) Birmingham şehrindeki Kürtler’in tarihini ve alfabesini senaryo edip yazmışsa (?) bugün de, bundan 5 yıl önce yine aynı şehirden (Birmingham) bir profesör (?) Karadeniz’e gelir, inceler ve yazar (?). Bu seferki Karadeniz’in ve Lazlar’ın tarihi. Londra’da vatan haini bölücülerle her türlü parasal desteği vererek anlaşan Rumlar Karadeniz’de bir Rum Pontus Devleti kurmanın hayalleri içinde…’

Kitaba ilginç bir yaklaşım da Sebahattin Önkibar’dan geldi.

‘… Pusulanın adı: Lazların Tarihi kitabıdır. Kitabın yazıldığı tarih: 1974’tür. Basıldığı yer: Sovyet Haber Alma Teşkilatı KGB’nin özel baskı merkezidir…’ (Lazistan Safsatası, Türkiye gazetesi, 2.Şubat.1993)

Kitabın Lazlar hakkında empoze etmeye çalıştığı ‘bilgiler’, bazı çevreler tarafından hiç sorgulanmadan doğru kabul edildi. Kitap ciddi bir kaynak gibi görülerek, Lazlar’la ilgili makale ve kitapların bir numaralı dayanağı haline getirildi. Böylelikle, Lazlar’ın etnik köken, dil ve tarihlerine ilişkin demagojilerin yayılmasına bir anlamda yardımcı olundu.

Hâlâ kendilerini Soğuk Savaş döneminin gerçeğe dayanmayan anlamsız ve Türkiye’nin her açıdan aleyhine olan söylemlerinden kurtaramayan, yoktan günah keçileri yaratma konusunda oldukça deneyimli olan çevreler ise, kitabı eleştirmek yerine, dillerini ve kültürlerini yaşatmak isteyen aydınların siyasi ve ayrılıkçı olmayan çabalarına malum üsluplarıyla yüklendi. Farklılıkları ortaya koyarak, birlikte yaşama kararlılığını pekiştirmek onlara göre bölücülüktü. (Necati Zincirkıran, Bir bu eksikti!, Bugün 2 Şubat 1993.)

Şüphesiz kitap, bazı konulardaki demagojilerine rağmen, önemli bir kilometre taşı olmuş ve bir tartışmayı başlatmıştır. Kitabın Gürcüce baskısında, dipnotlar ve kaynak adları bulunmasına rağmen, Türkçe çevirisinde neden bu dipnotlara ve kaynak adlarına yer verilmediği ise çevirmenin hanesine yazılması gereken eksilerdendir.

Bu makalede, kitapta ileri sürülen bazı iddialar üzerinde duracak ve gerçeğin ne olduğu delilleriyle ortaya koymaya çalışacağım.

Lazistan Kırallığı (!)

‘Lazistan Kırallığı’nın kuruluşu, Laz ve ya Tçani kavminin tarihi eski Kolheti kavmi ile yakından ilişkilidir. Bilindiği gibi Kolheti Kırallığı’nın nüfusunu esas Gürcü boylarından Laz-Tçanlar ile Manral-Megreller (Egrisliler) teşkil ediyordu.’

Kitaptan aktarılan, yukarıdaki alıntıda üzerinde durulması gereken ilk nokta, bölüm başlığıdır: ‘Lazistan Kırallığı’nın kuruluşu’. Tarihin hiçbir döneminde, ne Doğu Karadeniz ve ne de Güneydoğu Karadeniz yöresinde adı Lazistan olan bir kırallık kurulmuştur. Anlaşıldığı kadarıyla yazarlar (veya çevirmen) Lazika Kırallığı ile Lazistan sancağını birbirine karıştırıyor.

Gürcü ve Abhaz-Abaza kaynaklarında Egrisi Kırallığı, Roma ve Bizans kaynaklarında ise Lazika Kırallığı olarak geçen kırallık, M.S.2.yüzyılda bugün Batı Gürcistan olarak bilinen coğrafyada yerel siyasi birimlerin kesin biçimini alması sonucunda ortaya çıktı. Lazika Kırallığı, 4.yüzyılda güçlendi ve Apsilialıları, Abasgları ve Svanları yönetimi altına aldı. Lazika Kırallığı, Kolheti Kırallığı’nın mirasçısıydı. 5. ve 6.yüzyıl Bizans tarihçileri, Kolhların Lazlar veya Kolha’nın (Kolheti) da Lazika olduğunu yazmıştır. Kolheti, yaklaşık olarak bugünkü Gagra sınırından Çoruh ağzına kadar uzanan bölgeyi kapsıyordu.

Milattan öncesine dayanan çeşitli yazılı kaynaklar, Güneydoğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan, birbiriyle kaynaşmış ve Kolheti vadisinde yaşayanların akrabaları olan kabileleri zikreder. Gerek Güney Kafkasya’da etno oluşumlarını tamamlayıp devlet olan ve sonradan topluca göç edip Güneydoğu Karadeniz yöresine yerleşen Megrel-Lazlar ve gerekse de ‘Ç’ani’nin değişik telaffuzu olan Tzan ile adlandırılan ve Lazların ikiz boyu olan Makronlar, Kolheti Kültürü’nün insanlarıydı.

Kolhlarla Elenler arasında, Karadeniz havzası bölgesi bir rekabet bölgesiydi. Kolhların yayılma alanı batıya doğru Karadeniz’in güney kıyıları boyunca uzanıyordu. Kuzeyde ise Kırım’a değin faaliyet gösteriyorlardı. Kolheti yönetim alanı bugün Türkiye’nin sınırları dışında kalan bölgeden başlamak üzere, Doğu Karadeniz kıyıları boyunca uzanırken, Kolheti kültür alanı Güneydoğu Karadeniz kıyılarını izleyerek Trabzon’a kadar uzanıyordu.

Altıncı yüzyıldan itibarenKolh yerine Laz olarak adlandırılan Lazlar, Lazika Kırallığı’nın güçlenmesi sonucu, Çoruh’u aşarak Güneydoğu Karadeniz Bölgesi’ne yöneldi vebölgeye kitlesel olarak göç etti. Pontus Kıralı 2.Polemon, kırallığını Lazlar’dan koruyabilmek için hükümetini Romalılar’a teslim etti. Kırallığı Roma’nın bir eyaleti haline geldi. Bu eyalete Pontus Polemonyakos adı verildi.

Trabzon’un doğusundan Çoruh yatağına kadar olan bölge, Lazlar’ın yoğun olarak yaşadıkları Güneydoğu Karadeniz yöresinde Laz adını taşıyan yönetsel bir birimin oluşturulmasının geçmişi ancak 1204 yılına rastlar.  Bu yönetim birimi Theme De Grande Lazia adını taşıyordu ve 1461’e kadar yaşadı.

Bölgenin Osmanlı yönetimi altına girmesinden sonra, Lazia Teması yönetsel birimi değişik adla devam etti. 1519’da Trabzon, Batumi’nin de dahil edilmesiyle ayrı bir eyalet haline getirildi. Bu bölgeyi 1640 yılında dolaşmış olan Evliya Çelebi, eyaletin beş sancağı bulunduğunu yazar: Canik, Trabzon, Gönye (Gonio), Aşağı Batumi ve Yukarı Batumi. Lazistan’ın merkezi Gönye idi. Kazaları ise Atina, Sumla, Viçe ve Arhaviydi. Osmanlı yönetimi, Güneydoğu Karadeniz yöresini yönetsel birimlere ayırmıştı. Koch, 15 Laz derebeyliğini sayar: Atina (Pazar, iki), Bulep, Artaşin, Viçe, Kapiste, Arhavi, Kisse, Hopa, Makriali, Batumi, Maraditi, Perlevan ve Çat derebeylikleri.

1851’de Acara çevresi, Yukarı Gurya ile birlikte, kurulmuş olan Lazistan Sancağı’na bağlandı.

1877-1878 (93) Osmanlı Rus savaşları sonucu Batumi’nin Ruslar’ın eline geçmesiyle birlikte, Lazistan Sancağı’nın merkezi Batumi’den Rize’ye taşındı.

Görüldüğü üzere, gerek bugün Türkiye sınırları dışında kalan ve Batı Gürcistan olarak bilinen coğrafyada ve gerekse de bugün büyük ölçüde Türkiye sınırları içinde kalan yörede, kitapta iddia edildiği gibi Lazistan Kırallığı adıyla bir kırallık tarih sahnesinden geçmemiştir.

Lazlar Gürcü mü?

Sadece en baştaki alıntı değil, kitabın birçok yerinde ısrarla ve adeta okurları şartlandırmak istercesine, ‘…esas Gürcü boylarından olan Lazlar ve Megreller…’ ifadesi geçmektedir.

Lazlar’ın ve Megreller’in, Gürcü olmadıklarını bizzat Gürcü kaynakları ortaya koymaktadır.

En eski destani ve resmi Gürcü tarihi sayılan Kartlis Çkhovreba’nın ilk bölümünde, Karadeniz-Hazar Denizi ve Azak Denizi ile Van Gölü arasındaki kesimlerde yaşayan, sekiz ayrı kavimden her birinin Nuh-Nebi oğlu Yafes oğlu, Targam adlı atadan türedikleri anlatılıyor.

Kartlis, Çkvoreba’ya göre, bu sekiz kardeşin her biri, ülkesindeki kavmin ulu atası olmuştur. Bunların adları ve ulu atası oldukları kavimler şöyledir:

1.Hayos : Ermenilerin atası.

2.Kartlos: Tiflisili bölgesindeki İber-Kartveli/Gürcülerin atası.

3.Bardos: Berdalıların atası.

4.Movakan: Munganların atası.

5.Lekos: Lezgi ve Çeçenlerin atası.

6.Hero: Heret (Kahetlerin) atası.

7.Kavkas: Çerkes ve Abhazların atası.

8.Egros: Megrel-Lazların atası.

Lazika Kırallığı’nın Rioni havzasının güney kesimi, 5. ve 6. yüzyıldaki Bizans-Pers savaşları nedeniyle, Megrel-Laz nüfusunun tamamına yakının yitirmişti. Bu yüzden, Arap istilacılardan etkilenen Gürcüler, Kartli (İberya/bugünkü Doğu Gürcistan)’dan kitlesel olarak göç ederek, bugün Batı Gürcistan olarak bilinen Lazika Kırallığı yönetsel alanına yerleştiler. Böylece günümüzde Müslümanları Laz, Hıristiyanları Megrel olarak adlandırılan Megrel-Lazlar arasında Gürcülerden oluşan ve yine günümüz Gurya/Acara olarak bilinen tempon bölge oluştu.

O dönemlerden beri Megreller ve Laz arasındaki çok yakın dil benzerliğine rağmen, yüzyıllar boyunca kendi mecralarında yaşadılar.

Bugün Batı Gürcistan olarak bilinen coğrafyanın Gürcülerle tanışması çok sonradan olmuştur. İber/Kartveli/Gürcü Kıralı 1.Vakhtang (450-503), Pers egemenliğinden çıkarak bağımsız davranıyordu. Persler, üzerine ordu gönderince, Kartveli/Gürcü Kıralı 1.Vakhtanf, 483 yılında başkenti Tiflis’i bırakarak Lazika’ya sığınmıştı. Kartveliler’in /Gürcüler’in, Lazika Kırallığı coğrafyasına geçişi, 646’da Araplar’ın Tiflis’i ele geçirmeleriyle yoğunluk kazanmıştır.

7.yüzyıl Ermeni kaynaklarından olan Coğrafya’da, Karadeniz’in doğu ve güneydoğusundaki kavimler, Trabzon’a kadar kıyı boyunca şöyledir:

1.megreller (Hıristiyan Lazlar)

2.Akriuge (Acarlar)

3.Lazlar

4.Ç’aniler (Lazların ikiz boyu)

Ayrıca unutulmaması gereken bir nokta da, M.Ö.4. yüzyılda bugünkü Gürcistan’ın Kartveli (Gürcü) olmayan kavimler ile meskûn güneybatı bölgesi, Perslere vergi vermekle beraber, İberya/Kartveli/Gürcistan’dan tamamıyla ayrı ve bağımsız bir devlet halinde bulunuyordu. Bugünkü Batı Gürcistan bölgesinin güneybatı yani, bugün Acaristan olarak adlandırılan Çoruh ve Batumi yöresi Bizanslılar’ın elinde kalmakta devam ediyordu. Abhazya gibi. Burası da İber/Gürcü?Kartveliler’den tamamıyla başka bir kavim olan Lazlar’la meskûndu.

M.Ö. 1. yüzyıldan sonra, Kolheti (Lazika) ve Kartli (İberya/Gürcistan) arasında, birbiri üzerine egemenlik kurmayı amaçlayan sürekli savaşlar yaşandı. Bu savaşlar sonucunda Roma İmparatorluğu bölgeye askeri müdahalelerde bulundu. Romalı saldırganlar, Güney Kafkasya’ya girdiklerinde, burada üç kırallık bulunuyordu. Kolheti (Lazika/Egrisi) Kırallığı, Kartli (İberya/Gürcistan) Kırallığı ve Albanya Kırallığı.

‘Abhaz’, Ran, Kahet, Sometlerin Kıraliçesi Tamara (1184-1213) döneminde, Karadeniz’den Hazar denizi’ne kadar olan bölgede yaşayan çok farklı etnik kökenlerden halklar gönüllü konfederal bir yapılanmaya gitti. Kıraliçe Tamara, Haçlı Seferleri ve Bizans Sarayı’ndaki iktidar çatışmalarından ustalıkla yararlandı. Bizans üzerine giden konfederal ordu, Güneydoğu Karadeniz bölgesinde yaşayan Lazların da aktif desteğiyle Çoruh’tan başlamak üzere tüm Pontus’u ele geçirdi. Kıraliçe Tamara’nın unvanı ‘Abhaz’, Ran, Kahet, Sometler’in Kıraliçesi idi. Günümüzde atfedilmeye çalışıldığı gibi Gürcü, ‘Gürcistan Kıraliçesi’ değil.

Yukarıda vermeye çalıştığım bilgilerden de anlaşılacağı üzere, Gürcüler, Megreller, Lazlar, Svanlar, Acarlar, Abhazlar, Abazalar Güney Kafkasya’nın bugün olduğu gibi, o dönemlerde de kardeş halklarıydı. Böyle olmasaydı, günümüzde bile varlıklarını devam ettirebilmeleri mümkün olur muydu?

Ruslar’ın Kafkasya’ya girebilmeleri, Cengiz Han’ın oğulları tarafından kurulan Altınordu Devleti’nin mirasçısı durumundaki Moğol hanlıklarının ortadan kalkması sonucu gerçekleşebildi.  Ruslar’ın 16.yüzyılda Astrahan Hanlığı’nı ele geçirmeleri, onlara Hazar Denizi’ne ulaşmalarının yolunu açtı. Rusya-İran sınırı uzunca bir süre Terek Nehri’yle çizildi. Batıda, Osmanlılar’ın Kırım Hanlığı’nı korumalarını sağladı. Osmanlılar, 1774’te Osmanlı-Rus Anlaşmasıyla Kırım üzerindeki haklarını kaybetti. Kırım, 1783’te Ruslar’ın eline geçti.

Rusların Kafkasya’da etkili olmaya başlamalarından önce, 17.yüzyılda, bugün Gürcistan olarak bilinen coğrafyada üç kırallık bulunuyordu.  Başkenti Tiflis olan Kartli Kırallığı, kuzeydoğuda Kahetya Kırallığı ve batıda Kutaisi civarını elinde bulunduran İmereti Kırallığı. Bu kırallıkların ilk ikisi İranlılar’ın, sonuncusu da Osmanlılar’ın denetimindeydi. Doğru Karadeniz kıyıları, adı geçen bu üç kırallığın egemenlik alanı dışındaydı. Kuzeyde Soçi-Sohumi arası Abhazya’ya, Sohumi-Poti arası Megrelya’ya, güneyde Poti-Batumi arası Gurya’ya aitti. Bu üç prenslik Osmanlı’ya haraçla bağlıydı. Güneybatıda ise Samtshe ve Saatabego prenslikleri vardı. Bu prensler, zamanla İslamiyet’i benimsedi ve Osmanlı’ya doğrudan bağlı birer valilik haline geldi.

Gürcüler, Transkafkasya’da ilk ayak basabilecekleri yeri Çarlık Rusyası’na verdiklerinden dolayı bir anlamda sorumludurlar. Büyük Katerina’nın Rusyasıyla yaptıkları 1783 Georgievsk Anlaşması ile Gürcü askeri yolunun açılmasına ortam hazırlamış oldular.

1783’te Kırım’ı ilhak etmelerinden sonra, Ruslar ertesi yıl Petrovk’u ve kentin Dağıstan’daki art bölgesini işgal ettiler ve Kaheti’yi de kendine bağlamış olan Kartli (Gürcistan) Kırallığını korumaları altına aldılar. Ruslar, Viladikafkas kentini kurdu ve Gürcistan ile doğrudan ilişki kurmalarına imkan veren Daryali Boğazı’nı açtı. Son Kartli (Gürcistan) Kıralı ölürken yaptığı vasiyetle kırallığını Rusya’ya bıraktı. 1803’te Megrelya, 1804’te İmereti ve Gurya, 1856’da Svaneti Rusya’nın egemenliğine geçti.

Görüldüğü üzere, 19. yüzyıla gelindiğinde bile, değil Gürcü boyu (!!!) Megreller’den, Lazlar’dan, Svanlar’dan ve Acarlar’dan, bugünkü Gürcistan coğrafyasından bahsetmek mümkün değildi.

Aslında kitap sadece gerçeklerle değil, bazen kendisiyle de çelişiyor. Kitapta birçok yerde ‘…T’çanlar Gürcü ırk grubunun bir üyesidir…’ ‘Güneyli Gürcü kökenli Tçan-Lazlar…. Kuzeyli Gürcü kökenli Megreller…’; ‘…Laz Gürcüleri…’; ‘…Gürcü soyundan Lazlar…’ (s.10, 34, 36, 40) gibi ifadelere yer veriliyorsa da, ‘…Gürcü kırallarından biri nedense Lazlara saldırmış, ülkeyi orta yerinden ayırıp aralarına esas Gürcü boylarından aileleri yerleştirmiş…’ (s.61) ve ‘… Doğu ve güneydoğu yönünde yaşayan Müslüman Gürcüler’dir. Bunlar arasında Gürcüleşmiş Lazlar da vardır…’ (s.72) gibi, kendileriyle çelişkili ifadelere de yer verilmektedir.

Eğer kitabın başından beri iddia ettiği gibi, Lazlar Gürcüyse (!) nasıl bir daha Gürcüleşmiş (!) oluyorlar ve esas (!) Gürcü kim?

Gürcüce konuşan Acarlar bile, Gürcü olmadıklarını belirtirken, anadilleri Gürcüce olmayan, Megrel-Lazlar, Svanlar nasıl Gürcü (!) oluyor?

Bu noktada sözü, İznik’te faaliyet gösteren Batum ve Havalisi Kültür Derneği’nin yayın organına bırakıyorum:

‘Sovyet Gürcistan’ın Moskova’dan kaynaklanan şovenist politikaları nedeniyle Acarlar’ın 1929 sonrası etnik, dini, kültürel, tarihi kimlikleri yok sayılmış ve Acarlar’ın Gürcüler’den ayrı bir halk olduğu unutturulmaya çalışılmıştır. Aynı şekilde Gürcistan SSC içinde yaşayan Abhaz, Oset, Svan, Megrel ve Lazlar’ın da Acarlar gibi Gürcü kimliğinin bir parçası olduğu yıllarca savunulmuştur.

SSCB döneminde Moskova yönetimi, sürekli olarak Çarlık Rusyası ordularından kaçıp Anadolu’ya yerleşmiş olan Acarlara, Gürcü kimliği aşılamaya ve Türkiye’de bir tür beşinci kol yaratmaya çalışmıştır. Moskova kaynaklı bu sistemli politikalar, Acaristan-Türkiye arasında demirperde yönetiminden kaynaklanan bilgi ve iletişim yetersizliğinden dolayı kısmen başarılı olmuştur. Acaristan Acarları, milli kimliklerin Gürcistan SSC şovenizmine karşı korumaya çalışırken, Türkiye’de yaşayan bir kısım yarı aydın Acar, Moskova’nın propaganda rüzgarlarına kapılarak,Acar kimliğini bırakıp, Gürcü kimliğini doğal bir şekilde kabul etmiştir.

Sarp Sınır Kapısı’nın açılması ve SSCB’nin dağılması ile birlikte Acaristan ile Türkiye arasındaki demirperdenin kalkması sonrası sınırın iki yakasında yaşayan Acarlar gerçekler ile karşılaşmaya başlamış, yıllarca Moskova’dan Gürcü kimliğini empoze etme propagandalarının asılsızlığını göremeye başlamışlardır…’ ”

(Doğu Karadeniz’de Resmi İdeolojiler Kuşatması, Ali İhsan Aksamaz)

http://www.turkleronline.com/diger/lazlar/lazlar1/lazlar1_sayfa_12.htm  adresinden alıntıdır.

Reklamlar

4 Responses to “Turgay Megrel, Megrelleri araştırıyor …”


  1. 1 turgay megrel Kasım 20, 2009, 9:18 am

    “ ‘Kohllar’dan, ‘Laz’ adıyla ilk bahseden 1.yüzyıl tarihçisi Plinius olmuştur. 2.yüzyıl tarihçisi Arrianus zamanında Lazlar, (günümüzde Abhazya sınırları içinde kalan) Sohumi’den başlamak üzere ‘Trabzon’a kadar olan bölgede yaşamaktaydı. Roma / Bizanslılar’ın ‘Laz’ dedikleri bu halkı Gürcüler ve Abhaz-Abazalar ‘Megrel’ olarak adlandırır.

    Günümüzde Türkiye ve Gürcistan’da yaşayan ve Müslüman olanları Laz, yalnızca Gürcistan’da yaşayan ve Hıristiyan olanları ise Megrel adıyla özdeşleşmiştir. Roma / Bizanslılar’ın Lazika (Egrisi) Kırallığı, bugünkü Abhazya, Megrelya, İmereti, Acara, Guria topraklarını kapsamaktaydı.

    1461 yılına kadar Trabzon Kırallığı’nın yönetimi altındaki ‘Lazia Teması’nda yaşayan Lazlar, Rum yönetimiyle çatışma içindeydi. Bu durum, Lazları Osmanlılar’ın doğal müttefiki haline getiriyordu. Trabzon Kırallığı’nın Osmanlılar’ın eline geçmesinden sonra da Lazlar özerkliklerini koruyabilmiş ve yerel derebeylerinin yönetiminde yaşamıştır. Bu ‘özerklik’, görünürde Hıristiyan, özde Pagan olan Lazlar’ın, süreç içinde İslamiyet’i kabul etmelerinde kuşkusuz önemli bir faktör olmuştur.”

    (Doğu Karadeniz’de Resmi İdeolojiler Kuşatması, Ali İhsan Aksamaz)

  2. 2 turgay megrel Kasım 20, 2009, 1:33 pm

    Fahri Lazoğlu/Wolfgang Feurstein, Lazuri Alfabe, Batı Almanya, Mayıs 1984. Megreller’in 1897’deki nüfusları 239.625, 1926’daki etnik nüfusları 242.900 ve linguistik nüfusları 184.834’tür. (Bkz. B.Geiger and others, a.g.k.) Günümüzde nüfusları ise 500.000-1.500.000 olarak tahmin edilmektedir.) (Bakz. G.Hewitt, Abkhazia, Georgia and the Circassians, Central Asian Survey (1999) 18 (4).


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




Kasım 2009
P S Ç P C C P
« Eki    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

arşiv

Blog Stats

  • 27,941 hits

En Fazla Tıklananlar

  • Hiçbiri

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 1 takipçiye katılın


%d blogcu bunu beğendi: